Untitled Document
Sondakika >> Reklam | Künye | İletişim | Sitene Ekle
 
Kullanıcı Adı Şifre
Yeni Üye
Anasayfa Yap Sık Kullanılanlar Ekle 19-09-2019
ANASAYFA
Gündem Siyaset Kadın Eğitim Spor Polis & Adliye Sağlık Yerin Kulağı Var Magazin İş Dünyası Medya Ekonomi
Ana Sayfa > Berker DALMIŞ > Biz mi fotoğrafı çekeriz, fotoğraf mı bizi?  
Biz mi fotoğrafı çekeriz, fotoğraf mı bizi?
02/09/2019 - 22:20
Berker DALMIŞ TÜM YAZILARI
0 Yorum
6121 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
Biz mi fotoğrafı çekeriz, fotoğraf mı bizi?
İnsan yaşarken nelerle karşılaşmaz ki? 

Kazayla, belayla, aşkla, baharla, yağmurla, rüzgarla vb.

Ortalama ömrü olan bir insan bunu saymaya kalksa yıllarca bitmez.

Peki, fotoğraf çekenler gün içinde nelerle karşılaşıyor?

Sizce onların karşısına çıkanlar ne kadar farklı olabilir ki?

Hemen fotoğraf makinelerine sarılıp o her neyse onu bir belge üzerine ışıkla yazı veriyorlar.

Belki de çekilen fotoğraflar kendileri belirliyor fotoğrafçılarını.

İstediğine görünüyor istemediğine görünmüyor. 


Size bilim kurgu filmi senaryosu gibi gelebilir.

Yaşayan nefes alan düşünen bir varlık mı ki bizi kendi alanına çeksin, görünür olsun ve deklanşöre bas desin?

Öyle tabii ki.

Hangi fotoğrafa baktığınızda yaşayan bir an, nefes, duygu görmüyorsunuz?

Hangisinde renkleri göremiyorsunuz? Dostlukları, kavgaları, aşkları?

Biri yok ise diğeri mutlaka vardır. Zaten yaşam da bize bunları sunmaz mı?

Yaşadığımızı böyle hissetmez miyiz? Fotoğraf yaşayan bir insandan farklı değildir.

Fotoğraflar yaşayan milyonlarca toplumun hislerini dile getirebilir, konuşabilir ve sizi kendisine çekebilir.

Şimdi deklanşöre bas ve beni sonsuzluğa kaydet diyebilir.

Bu kuvvet, normal şartlarda yaşayan bir insandan daha fazladır.

Çünkü fotoğraf tarih boyunca milyonlarca insanı etkileyerek toplumlara yön vermiştir.

Tıpkı herhangi bir bilim adamının veya ulusal kahramanın ortaya çıkıp dünyanın gidişatına yön verdiği gibi.

Dışarda çiçek fotoğrafı çeken çocuklar gördüğümüzde, algılarımızda oluşan eylem, çiçeklerin fotoğraflarının çekildikleridir.

O anın oluşmasına sebep olan ise çiçeklerin çocuklar tarafından fark edilmesidir.

Renklerinden, kokularından, görüntülerinden etkilenen çocuklar, merakla oraya doğru yönlenmiştir.

Çiçekler algılara hükmederek onları kendi çemberine doğru çekmiştir.

İşte burada fotoğraf devreye girerek bu hükmedişi kullanmıştır. 

Bir fotoğrafı izlerken aslında o fotoğrafın altında imzası olan kişinin nereye baktığını, neler düşündüğünü, duygularını, nefretini belki de yalnızlığını izlersiniz. 

Onu tanırsınız.

Fotoğrafçının kişiliğini tanımaya başlarsınız. Aslında onun öz portresinin izlersiniz.

Hangi renklerin, biçimlerin, coğrafyanın onun ilgisini çektiğini, yaşadığı kaosu veya mutluluğunu görürsünüz.

Hem de bunu onun gözünden bakarak yaşarsınız.

Fotoğrafçının yaşadığı çevre hakkında, çektiği fotoğraflardan yola çıkarak saptamalar da bulunabilirsiniz. 

Bu saptamalara neden olan aslında “fotoğrafın” fotoğrafçıyı tüm biyolojik ve manevi yapısı ile kendi kadrajına çekmesidir.

Biz buna fotoğrafın bizi çekmesi hali diyoruz.

Bunu başarmak için algılarımıza hükmediyor. 

Yaşam koşullarımız bize bir “algı” çiziyor.

Biz de onu ezberleyip sadece o çemberde nefes alıyoruz.

Çok ender sanatçılar bu çemberin dışına çıkarak empati yaparak kolayca yaşayıp üretebilir.

O nedenle de unutulmaz isimler olmuşlardır. 

Ancak bir kuş bilimcisi iseniz; algınız bulunduğunuz ortamda ilk önce kuşlara odaklanacaktır.

Elinizde bir fotoğraf makineniz varsa hemen neyin fotoğrafını çekmek istersiniz ki?

Kuşların tabii ki.

Ağaç türleri üzerine araştırmalar yapan biri iseniz!

Tatilde iken bile hemen, algılarınıza hükmeden ağaçları fotoğraflamak isteyeceksinizdir.

Ağaçlardaki kuşları hiç görmeyebilirsiniz.

Fotoğraflar algılarımıza hükmeder derken amacımız, fotoğrafın bunu araç olarak kullandığını söylemektir.

Böylece bizi kendine çeker.

Biz de fotoğraf çekiyoruz zannederiz. 

Neyi fotoğraflıyorsak orada birazcık da olsa varız.

Fakat hiç yokuz diyemeyiz.

Çünkü bakış açımız, kadrajımız ve kullandığımız ışığın açısından tutunda objektif çeşitliliğine kadar birçok konuda karar veren fotoğrafçı, kompozisyon içindeki “anlamı” mutlaka değiştirebilir.

Bu da çekilen fotoğrafta birazcık da olsa var olmasına neden olur.

Hatta çoğu zaman fotoğrafçı fotoğrafın tamamını kaplar.

Misal; yüzlerce kişinin bulunduğu meydanı fotoğraflayan ile meydanda hiç kimsenin kalmadığı anı bekleyerek fotoğraf çeken iki ayrı fotoğrafçının anlattığı, bize sunduğu tamamen farklıdır.

Yahut kalabalık meydanda tele objektifle yere çökerek yalnız oturan kişiyi fotoğraflayan fotoğrafçının yine diğerlerinden farkı vardır.

Buna fotoğrafçının, fotoğrafta görünmese bile kapladığı alan diyebiliriz.

Kimisinde az kimisinde geniş alanlar kaplayabilir.

Tüm bunları sosyal, ekonomik ve çocukluğumuzdan günümüze kadar yetiştiğimiz çevre belirler.

Çünkü bunlar, algılarımızın odağını dantel gibi örerek gözlerimizi kaplar.

Fotoğraf denen şahane ise bu danteli alıp bize sunar.

İşte o zaman fotoğrafları çekmeye başlarız.



İşin özeti;

Biz fotoğraf çekiyoruz zannederiz.

Bu yanlıştır.

Çünkü  “algılarımız”  yeteneklerimize üstün gelir.

İşte bu durumda “fotoğraf bizi çekmiş olur”.

Fakat yeteneklerimiz, algılarımızın üstesinden gelirse “fotoğrafı biz çektik” diye söz edebiliriz.

Çok da doğru olur.
02/09/2019 - 22:20
Berker DALMIŞ
0 Yorum
6121 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Untitled Document

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

FACEBOOK'TA TAKİP ET
 
 
KÖŞE YAZILARI
   
EN ÇOK OKUNANLAR
   
EN ÇOK YORUMLANANLAR
   
ANKET
 
 
HAVA DURUMU
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Untitled Document
Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
Gündem   Siyaset   Kadın   Eğitim   Spor   Polis & Adliye   Sağlık   Yerin Kulağı Var   Magazin   İş Dünyası   Medya   Ekonomi